
Kaygı ve Panik Atak Halinde Bedenimde Neler Oluyor?
Ağustos 18, 2024
Online Terapi
Ağustos 18, 2024
Kaygı ve Panik Atak Halinde Bedenimde Neler Oluyor?
Ağustos 18, 2024
Online Terapi
Ağustos 18, 2024
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Obsesif-Kompulsif Bozukluk, daha Türkçe ismiyle Takıntı-Zorlantı Bozukluğu, isminden de anlaşılacağı gibi takıntı ve zorlantı arasındaki döngüsel ilişki ile devam eden bir psikolojik bozuktur.
Doktor Psikolog İsmail Barış Salman
obsesif kompulsif bozukluk, zarar verme obsesyonu, kabul ve kararlılık terapisi, ACT, Bilişsel Davranışçı Terapi, BDT
Obsesif-Kompulsif Bozukluk, daha Türkçe ismiyle Takıntı-Zorlantı Bozukluğu, isminden de anlaşılacağı gibi takıntı ve zorlantı arasındaki döngüsel ilişki ile devam eden bir psikolojik bozuktur.
Takıntı (Obsesyon) Nedir?
Takıntılar; çoğu zaman istenmeyen, zorla geliyor gibi yaşanan, zorlayıcı içsel deneyimlere (kaygı, sıkıntı, irrite olma vb.) yol açan, ısrarlı, tekrarlayıcı zihinsel süreçler (düşünce, dürtü, imge vb.) olarak tarif edilebilir.
Kişiler çoğunlukla bu zihinsel süreçlere karşı kaçma, kaçınma, yok sayma, bastırma, telafi etme, yüksüzleştirme gibi davranışlar ile karşılık vererek ortaya çıkan zorlayıcı içsel deneyimden kurtulmaya çalışır.
Zorlantı (Kompulsiyon) Nedir?
Takıntı karşısında yapmak zorunda hissedilen davranışlardır. Yapıldıktan sonra takıntı ile oluşan zorlayıcı deneyimin kısa süreliğine ortadan kalkması ya da azalması ile pekişir. Bu davranışlar takıntıların içeriği ile uyumludur. Örneğin ellerindeki kirlerin evdeki yakınlarına zarar verebileceği düşüncesi ile rahatsız hisseden bir kişi eve girerken hiçbir yere dokunmadan doğruca lavaboya gidip elini yıkar. Burada kirlilik düşüncesi bir takıntı, hiçbir yere dokunmama ve doğruca el yıkamaya gitmek bir zorlantıdır. Zorlantılar zihinsel davranışlar da olabilir. Bunlara da örnek olarak sayı sayma, dua etme, bazı sözcükleri tekrar tekrar içinden geçirme gibi davranışlar gösterilebilir.
Bu davranışlara ne zaman Obsesif Kompulsif Bozukluk (Takıntı-Zorlantı Bozukluğu) denir?
Yukarıdaki örneği okurken “Bu da mı takıntı? Hiç mi elimizi yıkamayalım!” diye düşünmüş olabilirsiniz. Peki, bir şeye takıntı diyebilmek için ne gerekir? Burada görüldüğü gibi basit ve sıradan bir yaşantı sürecindeki zihinsel akış ve onunla ilişkili davranışlar herhangi bir tanı kategorisinin kriterlerini karşılıyor gibi gözükebilir. Bu hem psikiyatrik tanıların geliştirilmesi ile ilişkili çözülmeye çalışılan yöntemsel sorunlardan hem de tanı kategorisini eksik bir bakışla değerlendirmekten ileri gelmektedir. Tanıları okumak, araştırmak ve tanılar çerçevesinden kendimizi değerlendirmek bize bir farkındalık penceresi açabilir. Ancak bu yola sadece tanı gözünden devam etmek zorunda değiliz. Bu noktada “Bende OKB var mı”, “Ben takıntılı mıyım?” gibi etiketleyici bir yaklaşım yerine sizde olduğunu düşündüğünüz tanı kriterlerinin yaşamınızı zorlaştırıp zorlaştırmadığını, bu davranışları sürdürmek isteyip istemediğinizi düşünün. Aslında bu bakış açısının her psikiyatrik tanı kategorisinde işlevselliği bozma maddesi ile dahil edilmeye çalışıldığını da söylemek gerekir.
Herhangi bir değişim ya da gelişim olacaksa bir tedavi ya da terapi sürecinde bu ne toplum ne de bilim otoriteleri istediği için olur. Değişmek de gelişmek de kolay değildir. Açıklık, çaba, sabır gibi pek çok değerin ortaya çıkmasını ister. Bu zorlu sürecin içine girmek ve mücadele etmek de insan için oldukça geliştiricidir. İşte böyle bir süreç kendi değerleriniz ile ilişkili olduğunda çok daha iyi işler.
Bu yüzden sizde ne olduğuna, neyi değiştirmek istediğinize siz karar verin. Ancak bunu insanın her zaman tek başına yapması mümkün olmayabilir. Nasıl ki üstünüzü düzeltirken aynaya, ışığa ihtiyacınız var. Böyle bir değerlendirmeyi yaparken de bir profesyonel sizin için ayna ve ışık işlevi görebilir. Fark etmenizi, perspektifinizi geliştirmenizi sağlayabilir, değerlendirmenizi geliştirebilir. Böylece neyi değiştireceğinizi, neyi geliştireceğinizi keşfedebilirsiniz.
Bu noktada psikoterapinin sadece tanıyı ortadan kaldırmak, bozukluğu iyileştirmek amacında olmadığını, gelişimi ve koruyucu etkiyi de hedeflediğini hatırlatmak isterim. Yani psikoterapiden beklenebilecekler sadece bir zorluğun hafifletilmesi yönünde değil, iyilik halinin geliştirilmesi ve korunması yönünde de olabilir.

Obsesif Kompulsif Bozukluk
Obsesif-Kompulsif Bozukluk, daha Türkçe ismiyle Takıntı-Zorlantı Bozukluğu, isminden de anlaşılacağı gibi takıntı ve zorlantı arasındaki döngüsel ilişki ile devam eden bir psikolojik bozuktur.
Doktor Psikolog İsmail Barış Salman
obsesif kompulsif bozukluk, zarar verme obsesyonu, kabul ve kararlılık terapisi, ACT, Bilişsel Davranışçı Terapi, BDT
Obsesif-Kompulsif Bozukluk, daha Türkçe ismiyle Takıntı-Zorlantı Bozukluğu, isminden de anlaşılacağı gibi takıntı ve zorlantı arasındaki döngüsel ilişki ile devam eden bir psikolojik bozuktur.
Takıntı (Obsesyon) Nedir?
Takıntılar; çoğu zaman istenmeyen, zorla geliyor gibi yaşanan, zorlayıcı içsel deneyimlere (kaygı, sıkıntı, irrite olma vb.) yol açan, ısrarlı, tekrarlayıcı zihinsel süreçler (düşünce, dürtü, imge vb.) olarak tarif edilebilir.
Kişiler çoğunlukla bu zihinsel süreçlere karşı kaçma, kaçınma, yok sayma, bastırma, telafi etme, yüksüzleştirme gibi davranışlar ile karşılık vererek ortaya çıkan zorlayıcı içsel deneyimden kurtulmaya çalışır.
Zorlantı (Kompulsiyon) Nedir?
Takıntı karşısında yapmak zorunda hissedilen davranışlardır. Yapıldıktan sonra takıntı ile oluşan zorlayıcı deneyimin kısa süreliğine ortadan kalkması ya da azalması ile pekişir. Bu davranışlar takıntıların içeriği ile uyumludur. Örneğin ellerindeki kirlerin evdeki yakınlarına zarar verebileceği düşüncesi ile rahatsız hisseden bir kişi eve girerken hiçbir yere dokunmadan doğruca lavaboya gidip elini yıkar. Burada kirlilik düşüncesi bir takıntı, hiçbir yere dokunmama ve doğruca el yıkamaya gitmek bir zorlantıdır. Zorlantılar zihinsel davranışlar da olabilir. Bunlara da örnek olarak sayı sayma, dua etme, bazı sözcükleri tekrar tekrar içinden geçirme gibi davranışlar gösterilebilir.
Bu davranışlara ne zaman Obsesif Kompulsif Bozukluk (Takıntı-Zorlantı Bozukluğu) denir?
Yukarıdaki örneği okurken “Bu da mı takıntı? Hiç mi elimizi yıkamayalım!” diye düşünmüş olabilirsiniz. Peki, bir şeye takıntı diyebilmek için ne gerekir? Burada görüldüğü gibi basit ve sıradan bir yaşantı sürecindeki zihinsel akış ve onunla ilişkili davranışlar herhangi bir tanı kategorisinin kriterlerini karşılıyor gibi gözükebilir. Bu hem psikiyatrik tanıların geliştirilmesi ile ilişkili çözülmeye çalışılan yöntemsel sorunlardan hem de tanı kategorisini eksik bir bakışla değerlendirmekten ileri gelmektedir. Tanıları okumak, araştırmak ve tanılar çerçevesinden kendimizi değerlendirmek bize bir farkındalık penceresi açabilir. Ancak bu yola sadece tanı gözünden devam etmek zorunda değiliz. Bu noktada “Bende OKB var mı”, “Ben takıntılı mıyım?” gibi etiketleyici bir yaklaşım yerine sizde olduğunu düşündüğünüz tanı kriterlerinin yaşamınızı zorlaştırıp zorlaştırmadığını, bu davranışları sürdürmek isteyip istemediğinizi düşünün. Aslında bu bakış açısının her psikiyatrik tanı kategorisinde işlevselliği bozma maddesi ile dahil edilmeye çalışıldığını da söylemek gerekir.
Herhangi bir değişim ya da gelişim olacaksa bir tedavi ya da terapi sürecinde bu ne toplum ne de bilim otoriteleri istediği için olur. Değişmek de gelişmek de kolay değildir. Açıklık, çaba, sabır gibi pek çok değerin ortaya çıkmasını ister. Bu zorlu sürecin içine girmek ve mücadele etmek de insan için oldukça geliştiricidir. İşte böyle bir süreç kendi değerleriniz ile ilişkili olduğunda çok daha iyi işler.
Bu yüzden sizde ne olduğuna, neyi değiştirmek istediğinize siz karar verin. Ancak bunu insanın her zaman tek başına yapması mümkün olmayabilir. Nasıl ki üstünüzü düzeltirken aynaya, ışığa ihtiyacınız var. Böyle bir değerlendirmeyi yaparken de bir profesyonel sizin için ayna ve ışık işlevi görebilir. Fark etmenizi, perspektifinizi geliştirmenizi sağlayabilir, değerlendirmenizi geliştirebilir. Böylece neyi değiştireceğinizi, neyi geliştireceğinizi keşfedebilirsiniz.
Bu noktada psikoterapinin sadece tanıyı ortadan kaldırmak, bozukluğu iyileştirmek amacında olmadığını, gelişimi ve koruyucu etkiyi de hedeflediğini hatırlatmak isterim. Yani psikoterapiden beklenebilecekler sadece bir zorluğun hafifletilmesi yönünde değil, iyilik halinin geliştirilmesi ve korunması yönünde de olabilir.

